Barış Akademisyenleri davası, Türkiye’de SLAPP kavramının en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçti. Tek bir bildiriye imza atan yüzlerce akademisyenin aynı anda ceza soruşturmalarına ve üniversiteden ihraçlara maruz bırakılması, “hukuki süreci bir baskı aracına dönüştürme”nin nasıl kolektif bir mekanizma hâline gelebileceğini gösterdi. Suçlamaların bireysel bir eylemden değil, kamusal bir tartışmaya katılımdan kaynaklanması, davaları ifade özgürlüğüyle doğrudan ilişkilendirdi.
Bildirinin metni değişmedi; ancak açılan davalar, verilen cezalar, kamu görevinden çıkarmalar ve uzun süren yargı süreçleri, yüzlerce akademisyeni hem ekonomik hem de sosyal açıdan yıprattı. Bu durum SLAPP tanımının temel unsurlarından biri olan “yıldırma ve caydırma etkisinin” en açık biçimde ortaya çıkmasına neden oldu. Birçok akademisyen, yurt dışında yaşam kurmak zorunda kaldı; kalanlar ise mesleki faaliyetlerini sınırlı koşullarda sürdürmeye çalıştı.
Bu toplu dava yapısı, Türkiye’de kamusal tartışmanın cezalandırıcı mekanizmalarla nasıl bastırılabildiğini gözler önüne seriyor. Barış Akademisyenleri süreci, bireyleri değil, bir düşünceyi ve eleştiri hakkını hedef alan geniş çaplı bir yargısal baskı modeli olarak, bugün hâlâ ülkedeki en güçlü SLAPP örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.









Sorunuz mu var?
Bizi Sosyal Medyada bulun veya Bize ulaşın, size en kısa sürede geri döneceğiz.